16/2/2009 ·

Hayat yürünmesi gereken bir yol sadece. Bazen uzun bazen kısacık. Her bir zorlukla başa çıkabildiğimizde bizi daha da güçlendiren… Geri dönüşü olmayan… 

 

Zannetmeyesiniz ki zorluklar sadece sizin karşısına çıkıyor. Yaşadığınız zorluklara biraz yakından bakın. Güçlü ve zayıf yönlerinizi iyi tahlil edin. Kendinize karşı dürüst davranıyorsanız, siz de göreceksiniz ki başınıza gelenler zayıf olduğunuz tarafınızla ilgilidir. Mesajı doğru okursanız bu yönde kendinizi güçlendirmeniz gerektiği sonucuna varırsınız. Eğer okuyamazsınız isyan edersiniz, neden bunun sadece sizin başınıza geldiğini düşünür durur, hem sinirlerinizi yıpratır hem de zamanınızı boşa harcar durursunuz.

 

Bir yolda yürürken geri dönüp aynı yolu, yine aynı “siz” olarak bir daha yürüyemezsiniz. Yol bir saniye önceki yol değildir artık. Toprak bir yol ise siz üzerine basınca toprak yer değiştirmiştir, çimenlik ise çimenler ezilmiştir yada siz bir saniye önce oradan geçen siz değilsinizdir artık. O bir saniyede en azından bir tek şey olsun değişmiştir. Belki bir dağ, bir araba, bir çiçek, bir çocuk yada bir çakıl parçası görmüşsünüzdür ve siz fark etmediğinizi zannetseniz bile, bilinçaltınız fark etmiştir bunu. Küçücük bir anda bile bu kadar çok şey değişirken, sizi derinden üzen bir olayda sizde yada bu olayı yaşadığınız insan yada insanlarda hiçbir değişiklik olmamış mıdır sizce?

 

Gelelim “keşke”ye… Hata insanoğluna has bir davranıştır ve hata yapmak bir lükstür. Bile bile yapılan yanlış davranışa ise hata değil “suç” denir bildiğiniz gibi. Siz hiç hayvanların hata yaptıklarına tanık oldunuz mu? Tamamen içgüdülerine göre, karınlarını doyurur, annelik yaparlar, zamanı gelince yavrularını terk ederler.  Ve ömürleri boyunca belki sadece bir defa hata yaparlar ve onda da ölürler. Demek ki “hata” yapmak insana özgü bir davranış ve bir lükstür. Neden mi lüks?

 

Yaptığı hata insanda varsa “vicdan”ı harekete geçirir. Yaptığı şey ya kendisine yada sevdiği birilerine acı çektirmiştir. Ve bu ağırlık onu yer bitirir. İşte tam da bu noktada “keşke” der. “Keşke şu davranışı yapmasaydım.” Şimdi söyleyin bakalım. Buradaki “keşke”nin anlamı nedir? Okunması gereken bir mesaj, öğrenilmesi gereken bir ders vardır burada. Sadece bunu çıkarıp, bundan sonra aynı hatayı yapmamak… Oysa bunun yerine o, saatlerce, günlerce, aylarca ve bazen yıllarca kendini yer bitirir. Bu tür küçük olaylarda yapılması gereken sadece çıkarılması gereken dersi çıkarıp, davranışlarımızı değiştirmekten başka bir şey değildir. Peki daha büyük olaylarda ne yapacağız? Değiştiremeyeceğimiz durumlarda nasıl davranacağız?


Zayıflık, "Keşke" Demektir
 

Yaşadığımız hiçbir şey tesadüf değildir. Problemlerle dolu bir evliliğin içinde küçük bir çocuk olarak mı yaşadınız? “Keşke” mutlu bir ailenin çocuğu olarak yaşasaydım demenin bir anlamı olmadığı gibi, belki de böyle mutsuz bir ortamda yaşamak sizin kendi kuracağınız ailenin kıymetini bilmenizi sağlayacaktır. Yıllardır çok istediğiniz halde bir işe giremediniz ve evde oturup çocuğunuza bakmak zorunda mı kaldınız? Belki de siz çalışıyor olsaydınız çocuğunuzun yaşadığı sorunları bu kadar yakından göremeyecektiniz. Bunlar benim yaşadıklarım aslında, belki siz küçük yaşta anne yada babanızı kaybettiniz. İstemediğiniz halde çalışmak zorundasınız v.s. Bu örnekler çoğaltılabilir.

 

Astımlı bir çocuğunuz mu var? Belki zehirli gazla dolu bir odada kalacak ve bu sayede ölmeyecek. Kim bilebilir? Kötü bir evlilik mi yaşıyorsunuz? Belki bu evlilikten doğacak çocuklar bu ülkeye yada insanlığa faydası dokunacak insanlar olacak. Bu örnekler aşırı uç gözükebilir belki. Ama kimse olmayacağını da iddia edemez öyle değil mi?

 

Tercih edemediğimiz durumlar dışındaki davranışlarda tamamen sahip olduğumuz aklımızla karar veririz. Duygularımız ve düşüncelerimiz de boşuna verilmemiştir bize. Herhangi bir davranışı insan özgür iradesiyle yerine getirir. Siz karar verme yetkisini bir başkasının eline vermediğiniz sürece ne yapacağınıza karar vermesi gereken sadece sizsiniz. Yok eğer başka birine bıraktıysanız da karar yetkisini, yine sonuçlarına katlanmak zorundasınız. Birilerinin fikrine ihtiyaç duyabilirsiniz zaman zaman. Aynı sorun başka bir cepheden nasıl görünüyor anlamak isteyebilirsiniz. Bu da sizin zayıf olduğunuz anlamına gelmez. Güçlü olup olmadığınız; karar verip uyguladıktan ve sonuçlar ortaya çıktıktan sonra durumu nasıl değerlendirdiğinize bağlıdır. Zayıflık ne hata yapmak, ne de içinden çıkamadığınız durumlarda güvendiğiniz insanlardan yardım almaktır. Zayıflık yaptığınız davranışın arkasında duramamak ve “KEŞKE” demektir.

 

“Keşkesiz bir hayat” yaşamak hatasız bir hayat yaşamak değildir.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

16/2/2009 ·


http://www.dizifilm.com/modules/webmaster/tv/tv_rehberi.php" target="tv_bugun">




TV'de Bugün


 




 

Yorum (yok) Yorum yaz!

16/2/2009 ·

Bir resme, bir karikatüre bakarız ama bir yazıyı okuruz. Aslında ikisi arasında bir fark yoktur. Gözümüz şekilleri görür, beyin de değerlendirir. Ancak okumayı öğrenmeye başladığımızdan beri edindiğimiz ve hemen herkeste bulunduğu için farkına varamadığımız bazı alışkanlıklar nedeni ile okuma hızımız, insanın sahip olduğu kapasiteye göre hayli yavaştır.

İnsanlar sadece göz ve beyin arasında olması gereken okuma işleminin arasına bazı lüzumsuz alışkanlıklar katarlar. Kimi duyulacak şekilde (özellikle çocuklar) sesli okur, kiminin okurken dudakları kıpırdar, kimileri ise yazıyı içinden kelime kelime okur.

Bütün bu kötü alışkanlıklar okuma süresince ekstra bir güç sarfettirdiğinden okurken çabucak yorulmaya da sebep olurlar. Halbuki okuma sırasında ağız, dil, dudak, damak ve gırtlak gibi organların çalışmalarına hiç gerek yoktur.

Yavaş okumamızın birinci nedeni gözümüzün görme alanını iyi kullanmamamız yani okurken her kelimeye tek tek bakmamızdır. Bu şekilde normal bir satırı okumak için gözümüzü 8-12 kere hareket ettirmemiz gerekir. Halbuki gözümüzün bir bakışında birden fazla kelimeyi görebildiğimizden aynı uzunluktaki bir kelimeyi 2-3 göz hareketi ile okumamız mümkündür.

Günümüzün baş döndürücü temposunda yavaş okuyarak zaman kaybetme lüksümüz yoktur. Örneğin 400 sayfalık bir kitapta yaklaşık 96 000 kelime vardır. Bu kitabı dakikada 150 kelime okuyan bir kişi 10 saatte, 500 kelime okuyan 3 saatte, l 000 kelime okuyabilen ise 1,5 saatte bitirebilir. Basit fakat disiplinli bir eğitimle kazanılacak zaman muazzamdır.

Okumamızı yavaşlatan en önemli psikolojik etken ise hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmemizdir. Etrafındakilerden sürekli 'tane tane oku' veya 'yüksek sesle oku' direktiflerini alan bir çocuğun bu alışkanlığı zamanla kökleşmiş hale gelir.

Halbuki dakikada 6 000 kelime okuyarak küçük yaşta üniversiteye giden Mariel Aragon, dakikada 2 500 kelime okuyarak ABD'yi yöneten John Kennedy hızlı okuyarak daha iyi anlamanın mümkün olduğunun kanıtlarıdır.

Süratli okuma teknikleri ise paragraf okumak, sütun okumak, çapraz okumak gibi çeşitlidir. Bunların içinde anlama bakımından sütun okuma en etkin olanıdır. Bu teknikte 3-4 kelimelik dar bir sütunu okuyorsanız, sütunun ortasından bir doğru boyunca gözleri aşağıya doğru kaydırmak yeterlidir. Devamlı bir çalışma sonunda sütunu tamamıyla anladığınızı göreceksiniz.

Daha geniş sütunlarda da yine aynı şekilde ancak her satırda kelimeleri birer atlayarak yani 4-5 kelimelik bir satırda ikinci ve dördüncü kelimeleri okuyarak sütunu taramak yeterli olmaktadır. Gözler diğer kelimelerin resimlerini çekecek ve beyne ileteceklerdir.

Çok fazla kişisel yetenek gerektirmeyen hızlı okuma tekniği ile okumak, konsantrasyonun yanında kültür ve sürekli egzersiz yapmaya da bağlıdır. Tüm bu koşulları sağlayanlar rahatlıkla dakikada 1000 kelime okuma seviyesine çıkabilmektedirler.

Yorum (yok) Yorum yaz!

16/2/2009 ·

Hindistan’da çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu “Renklerin Ustası” anlamına gelen Ranga Geleri olarak tanısa da kısaca Ranga Guru derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam olan Racigi ise artık eğitimini tamamlamış ve son resmini bitirerek Ranga Guru’ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ranga Guru;

“Sen artık ressam sayılırsın Racigi. Artık senin resmini halk değerlendirecek.”

diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş. Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış.

Racigi birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki tüm resim çarpılardan neredeyse görünmüyor. Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. Resmi alıp götürmüş Ranga Guru’ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. Ranga Guru üzülmemesini ve yeni bir resim yapmasını istemiş. Racigi yeniden yapmış resmi ve gene Ranga Guru’ya götürmüş.

Ranga Guru resmi tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Racigi denileni yapmış…

Birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da bırakıldığı gibi duruyor. Çok sevinmiş ve koşarak Ranga Guru’ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Ranga Guru demiş ki;

“Sevgili Racigi, sen ilk resminde insanlara firsat verildiginde ne kadar acımasız eleştirebileceklerini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı… Oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Şunu hiç unutma sevgili Racigi, kötü yönde eleştirmek kolaydır, yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir. “

Yorum (yok) Yorum yaz!

16/2/2009 ·


“İnsanlar hazır oluncaya kadar onlardan bir sırrı saklamak istiyorum. Bu sır onların mutluluğudur. Sizce bu sırrı nereye saklayayım?”


Kartal söz aldı:


“Bana ver Allah’ım onu aya götüreyim.”


Yaratıcı, “Hayır!” dedi. “Bir gün gelir, oraya da giderler ve onu kolayca bulabilirler.”


Yunus balığı, “Onu okyanusların derinliklerine gömeyim” diye teklif etti. Yaratıcı, “Orada da rahatlıkla bulabilirler” dedi.


Aslan ormanın derinliklerini, koyunlar ıssız meraları önerdi; ama Allah, hiçbirisinin önerisini kabul etmedi.


En sonunda köstebeğin önerisi geldi:


“Allah’ım bu sırrı insanların içine koy” dedi.

Bu yüzdendir ki; her kim mutluluğu başka yerlerde ararsa, her zaman mutsuz olmaktadır.

Yorum (2) Yorum yaz!

« Önceki ::